NEWS, YAZARLAR

OLMAK YA DA …

2

"Ağlama Angelita, bu akşam ya sana bir ev alacağım ya da yasımı tutacaksın"

DOMINIQUE LAPIERRE & LARRY COLLINS.

 

   Zamanı tanımlamak üzerine ne çok konuşuyoruz. Geçmişten konuşuyoruz, en fazla geleceğe bakamıyoruz bile çünkü kaygı doluyuz. Geçmişin kötü ruhları ve geleceğin, gerçek tanımının dışına çıkmasını kabul ederek yaşıyoruz. Zaman da kendini yeniden yazabilir. Bazı kelimeler kullandıkça yıpranır ama yine de onlar olmadan, insanlık zor yaşar. Gerçekten insanlar neden zorla yaşar. Kolay da yaşayabilir. Derinlerde ki sorun birilerini teselli etmek ve tatile çıkmak arasında sıkışıp kalmış olmanın verdiği eziyettir.

Bazı kimseler bir telefon kulübesinden arayarak sevdiğine ev alacağını ya da bu yolda ölebileceğini anlatıp telefonunu kapatırken, bir diğerleri kendine ev açma peşinde koşup dururlar. İnce olan hislerin ölümü burada gerçekleşir. Öyle masum şeyleri öldürdü ki insanlık, artık ellerine bulaşan kan ile istese bile eskisi gibi yaşayamaz. Üzgünüm, çok mutlu edecek şeyler yazmak isterdim. Dışarıda ölüm, elini kana bulamaya hazır binler varken, ben sizlere geleceğin ütopyasını sadece yazabilirim. Gerçek değişmez. Bir kişi ile olamaz, hep birlikte olursak değişebilir. Yapacak tek bir şey olsa bile denemeye devam etmekten başka ışık kapısı yok.

   Sen ve ben kavgasını bırakıp, dünya bizim dediğimiz zaman aynı dili konuşacağız. Bizler, insan olmayı yeniden keşfettiğimiz zaman, işte o zaman başka bir dünya mümkün olacaktır. Birkaç dolar için bebekler ölmediğinde, ormanlar karlar yağarken yanmadığı zaman, gençler okula gitmek için korkmadığı zaman, anneler sonsuz yas gecelerine mahkûm edilmediğinde, işte o zaman geldiğinde, söz veriyoruz, o gün ölmek yasak olacak.

   Her şeyi bırakıp, çekip gitmek de mümkün bugün ama biraz fazla memleket şairi okuduk bizler, elimizde değil! Vatan’a hıyanetten çok insanımız acı çekti. Unutur muyuz? Unutturur muyuz? Biz nankör müyüz? Asla. Bizim sevgimiz pop yıldızı hayranlığı seviyesinde değildir. Kar üzerinde ormanları yakanları sevmiyoruz. Güzel ülkemin üzerine kötü mimari gölgeleri düşürenleri sevmiyoruz. Köylüye acı çektiren ve işçi sınıfımı kara kötü soğuklarda evsiz bırakanları sevmiyoruz. Şairimin şiirlerini okumaya bile korkanları sevmiyoruz. Gencecik insanları asıp da, mahkeme günleri tüm Ankara’yı kapatan korkunun zihniyetini de sevmiyoruz. Aylarca hapislerde yatırıp, yanlış oldu diye serbest bırakılan hukuk anlayışını da sevmiyoruz. Küçücük çocuklara tecavüz edenlerin davalarında hakaret eden savcıları da sevmiyoruz. Biz sevgi dolu kimseleriz aslında, bir kuşun aç kalmasına kesinlikle razı olmayız. Düşünün… Siz düşünün… Sizi sevmiyoruz… Birden çok tarih ve isim var aklımızda Nazım var mesela, Cemal Süreya var, Denizler var, Mahirler, Hrant Dink var. Çok var çok saysam tükenir sayfalar…